Vesikalık

AI Vesika (Face Detection)

🧠 AI Vesika Ayırıcı (Gerçek Yüz Algılama)



13 Haziran 2017 Salı

Türkiye’de Babalık Araştırması’nın sonuçları açıklandı

Çocuk gelişiminde babaların rolüne dikkat çekmek amacıyla bu yıl “ilgili babalık” temasına odaklanan Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) Türkiye’de “babalık” üzerine yapılan en kapsamlı bilimsel araştırma olan Babalık Araştırması’nın sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı.

3.000’den fazla baba ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları 13 Haziran’da düzenlenen “Türkiye’de Babalığı Anlamak Paneli”nde uzman isimlerle ele alındı. Babaların %92’si sevdikleri için çocuk sahibi olduklarını söylerken %91’i çocuk bakımında birincil sorumlunun anne olduğunu belirtiyor.
24 yıldır erken çocukluk alanında bilimsel eğitim ve savunu çalışmaları yürüten AÇEV, babaların çocuk gelişimindeki rolü ve sorumlulukları konusunda farkındalık yaratmak için 1996 yılından bu yana babalara yönelik eğitimler düzenliyor. Bu yılki çalışmalarında ilgili babalık temasını gündemine alan Vakıf, Türkiye’de babalık profillerini daha yakından tanımak amacıyla Bernard van Leer Vakfı’nın da desteğiyle Türkiye’de Babalık isimli bir araştırma gerçekleştirdi. Babalık konusunda ülkemizdeki en kapsamlı bilimsel çalışma olan araştırmanın sonuçları 13 Haziran 2017’de düzenlenen “Türkiye’de Babalığı Anlamak” panelinde ele alındı.
Panel’de Babalık Araştırması’na dair analizleri Prof. Dr. Güler Fişek paylaşırken, AÇEV Aile Eğitimleri Birimi Yöneticisi Hasan Deniz ilgili babalığın güçlendirilmesi üzerine önerileri aktardı. AÇEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayla Göksel’in yönettiği panelde; Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, Bekir Ağırdır, Cansen Başaran-Symes, Doğan Cüceloğlu, ve Prof. Dr. Yakın Ertürk konuşmacı olarak yer aldı.
Babaların %91’i çocuk bakımında birincil sorumlunun anne olduğunu söylüyor
51 ilden 3.235 babanın katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, Türkiye’de erkeklerin çocuk bakımı ve gelişimine bakış açılarına dair ilginç iç görüler sunuyor. “% 92 oranında çocukları çok sevdiği için çocuk sahibi olduğunu” belirten babaların, % 91’i ise çocuk bakımında birincil sorumlunun anne olduğunu söylüyor. Araştırmaya göre babaların %50’si çocuğunu hiçbir zaman tuvalete götürmediğini, %36’sı çocuğunun hiç altını değiştirmediğini, %35’i ise hiçbir zaman tırnaklarını kesmediğini söylüyor. Çocukların fiziksel bakımına katılmayan babalar aynı zamanda ev içindeki diğer işleri de paylaşmıyor.
Babaların %35’i çocuklarının okul etkinliklerine katılmıyor
Babaların yarısından fazlası hiç yemek yapmıyor ve ev temizliğine destek olmuyor. Sadece dört babadan 1’i, çamaşır yıkama, çamaşır asma ve cam silme işlerine yardımcı oluyor. Konu eğitim olduğunduysa babaların %35’i çocuklarının okul etkinliklerine ya hiç katılmadıklarını ya da nadir olarak katıldıklarını söylüyor. Babalar ev dışına çıktılarında da durum pek farklı değil. Babalar, genelde çocuklarıyla birlikte sokakta dolaşarak, akraba ziyaretleri gerçekleştirerek ve alışveriş merkezlerine giderek zaman geçiriyorlar. Çocuklara uygun sinema veya tiyatroya giden babaların oranı ise yalnızca %30.
Babaların çalışma saatleri uzun, çocukla birlikte geçirdikleri zaman gelişimlerini desteklemiyor
Araştırmaya göre, babalar gün içinde ortalama 9 saat 20 dakikalarını işte geçiriyor, çocuklarına 2 saat 20 dakika ayırabiliyorlar. Ama çocukla geçirilen zamanın içeriği onların gelişimlerini destekleyecek nitelikte olmuyor. Babaların yalnızca %50'si çocuklarına masal ve hikayeler anlatıyor. %57’si ise çocuklarıyla birlikte kurmaca oyunlar oynamıyor.
Babalık davranışlarını etkileyen bir diğer faktör de kadına karşı cinsiyetçi tutum. Babaların %78’i kadınların, tabiatları gereği erkeklerden daha güçsüz olduğunu düşünüyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğine inanmayan babalar çocuklarının fiziksel bakımına da katılmıyor.
Araştırmaya göre, gerçekte çocuklarının zararına olan bazı disiplin yöntemlerini onlar için faydalı olduğunu zannederek uygulayan babalar mevcut. Bazı babalar "şöyle hafifçe vurmanın", dövmek "olmadığını" düşünüyor. Ancak babaların büyük bir çoğunluğu kendi babalarından gördükleri şiddeti unutamadıklarını ve bugün bile hatırladıklarını söylüyor.
Babaların %58’i ilk baba olduklarında ne yapacaklarını bilmiyor
Araştırmanın ilgi çekici sonuçlarından bir diğeri ise babaların %58’inin “ilk baba olduklarında ne yapacaklarını bilmiyor gibi hissetmiş olmaları”. Babalar en çok çocuklarının zihinsel gelişimi konusunda desteğe ihtiyaç duyuyor; %30’u çocuklarıyla daha fazla zaman geçirebilecekleri alanlar isterken, %21’i ise çalışma saatlerinin çocuklarına vakit ayırabilecekleri şekilde düzenlenmesini arzu ediyor. Öte yandan babaların yarısı yasal hakları olan babalık iznini ya işyerlerinden izin alamadıkları ya da yasayı bilmedikleri için kullanmıyor.
Panel’de Babalık Araştırması’na dair analizlerini paylaşan Prof. Dr. Güler Fişek, babaların çocuklar daha küçükken çocuk bakımından uzak durduklarını, çocuklar büyüdükçe ilgilerinin arttığını dile getirdi: “Babalar kontrol ve disiplin konusunda zorlanıyorlar, çocuklarının hayatındaki kötü kişi olmamak için kural koymaktan kaçınıyorlar. Yakınlık konusunu ise gündeme getirmekten keyif alıyorlar ama çocukla zaman geçirmeyi de birlikte TV izlemek olarak tanımlıyorlar. Babaların %79’u çocuklarıyla evdeyken televizyon izliyor.” Fişek konuşmasında maddi koşulların ve günlük yaşam şartlarının babaların evdeki rol dağılımı konusunda tutarsızlıklara sebep olduğunun söylerken araştırmanın açık bir şekilde babaların ilgili baba olmak konusunda desteğe gereksinim duyduklarını gösterdiğini de ifade etti.
AÇEV Genel Müdürü Nalan Yalçın ise Panel’de yaptığı konuşmada “Bu çalışma ile babaları çocuk bakım ve gelişimine dahil edecek tüm paydaşların da yararlanabileceği bilimsel veriler üretmeyi hedefledik. Araştırma raporunun içerdiği verilerle, ülkemizde bu konuda üretilecek program ve politikalara katkı sunmak istiyoruz. Sivil toplum kuruluşlarından merkezi ve yerel yönetim birimlerine, akademiden geleneksel ve sosyal medyaya, babalık algısı üzerinde etkisi olabilecek her paydaşın, ilgili babalığın güçlenmesi ve yaygınlaşmasında olumlu bir etki yaratmasını umut ediyoruz.”dedi.

AÇEV’in Baba Destek Programı(BADEP)
İlk İş Babalık Kampanyası’nın odağında yer alan ilgili babalık yaklaşımı AÇEV’in Baba Destek Programı (BADEP) uygulamalarına dayanmaktadır. BADEP, 1996 yılında AÇEV tarafından geliştirilen, bilimsel araştırmalar ve toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenen, babanın çocuk gelişiminde aktif rol ve sorumluluk almasını hedefleyen bir yetişkin eğitim programıdır. 3-11 yaş dönemi çocukları olan 15-20 kişilik baba gruplarına yönelik en az 10 hafta boyunca, toplam 25 saatlik programda ayrıca annelere yönelik 2 oturum gerçekleştirilmektedir. Oturumlar, grup tartışması, küçük grup çalışmaları, oyunlar, hikâyeler ve örnek olay çalışması gibi yetişkin eğitimi yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmektedir.
Baba Destek Programı’na katılan babaların, çocukları ile ilgili daha fazla sorumluluklar üstlendikleri, tüm aile bireyleri ile daha demokratik ilişkiler kurdukları ve çocuklarının gelişimlerini destekledikleri gözlemlenmiş, programın yalnızca babaları değil, eşlerini de çocukları ile ilişkilerinde olumlu etkilediği saptanmıştır.

Saniyede 47 kilogram plastik deniz ve okyanuslara nehirler ile taşınıyor

Deniz ve okyanuslara karışan plastiklerin miktarı ve hangi yollarla hangi oranda bu su kaynaklarına ulaştığı konusunda hala bir çok bilinmez var. Okyanustaki plastiklere temizlemeyi hedefleyen Ocean Cleanup Projesi, bu yüzden en büyük plastik taşıyıcılardan biri olan ırmaklar üzerinde bir araştırma yaptı.
Ocean Cleanup Projesinin araştırması bu su yollarının milyonlarca ton plastiği denizlere ve okyanuslara taşıdığını gösteriyor. Yapılan araştırma her bir nehri nüfus yoğunluğu, atık yönetimi, coğrafi koşullar ve baraj yerleşimlerine göre inceliyor. Daha sonra bu veriler bize o nehrin ortalama ne kadar plastiği deniz ve okyanuslara taşıdığı konusunda yaklaşık bir rakam veriyor.
Araştırmaya göre, her yıl sadece okyanuslara 1,15 ile 2,41 milyon ton plastik nehirler tarafından taşınıyor. Okyanusa dökülen yaklaşık 40.760 nehri inceleyen araştırma, çoğunluğu Asya’da bulunan sadece 20 nehrin bu plastiğin üçte ikisini taşıdığını öne sürüyor.Ocean Cleanup Projesinin geliştirdiği model aynı zamanda hangi aylarda daha fazla plastik taşındığını da bize gösteriyor. Bu modellere göre plastik atıkların %75’i mayıs ve ekim aylarında deniz ve okyanuslara karışıyor. Bu dönem yine de ülkeden ülkeye farklılık göstermekte. Avrupa da Kasım ve Mayıs ayları arasında bir yükselme gözükürken, Kuzey Amerika’da Haziran ve Kasım ayları en yoğun dönemler.
Model aynı zamanda diğer nehirler için varsayımsal bir plastik taşıma bulgusunu bize sunuyor. Ocean Cleanup Projesinin modelleri Türkiye’ye uygulandığı zaman harita böyle gözüküyor.
Haritaya göre Türkiye’de denizlere en çok plastik atığın karıştığı yerler: Antakya, Mersin, İzmir, Bursa, Aydın olarak gözüküyor. Her ne kadar bu bölgelerde büyük nehirler olduğundan durum böyle gözükse de, Türkiye’nin kuzeydoğu kesimi her ne kadar büyük nehirlere sahip olmasa da sayısı fazla küçük nehirler oldukça yoğun bir şekilde Karadeniz’e plastik taşıyor.
Harita aynı zamanda koyu ve açık renkler ile işaretlenmiş. Ocean Cleanup Projesinin modeline göre bu renk seçkisi çöplerin değerlendiriliş şeklini gösteriyor.
Doğaya karışan veya düzgün bir şekilde atık yönetimi sağlanmayan plastik atıkların sayısı arttıkça renkler daha da koyulaşıyor. Bu “yanlış değerlendirilmiş atıklar” maalesef Türkiye’nin geneline yayılmış durumda.
Türkiye’de plastik geri dönüşümü ve atık yönetimi hakkında sağlıklı bir veri bulmak oldukça zor, ama bir çok çalışma Ocean Cleanup Projesinin modellerini doğruluyor. Akdeniz’deki plastik kirliliği inceleyen bir araştırma bir kilometrelik alanda yüzen bir insanın 300 adet plastik parçası yutabileceğini, karaya vuran büyük canlıların midelerinden büyük poşet parçaları ve çuvallar çıktığını ortaya koymuştu.

Kadınlar Erkeklerden Daha İyi Zihin Okuyor

Empati
 kurmak dendiğinde, aklınıza ne geliyor? 'Karşındakinin yerine kendini koymak'. Peki nasılsınızdır bu konuda, karşınızdakinin düşüncelerini gözlerinden okuyabilir misiniz?

Bilim insanlarına göre bu yeteneğimizi de genlerimiz belirliyor. Öyle ki geliştirilen ‘bilişsel empati’, Gözlerden Zihin Okuma Testi sayesinde ortaya koyulan verilerle, insanların gerçek anlamda bir empati yeteneği olduğu kanıtlandı. Üstelik, bazı insanların bu yeteneği diğerlerine göre fazla.

Kadınlar Erkeklerden Daha İyi

Gözlerden duygu ve düşünce okuma yeteneği bazında yapılan araştırmalar, kadınların erkeklerden daha yüksek oranla başarılı sonuçlar verdiğini ortaya koydu.
Cambridge Üniversitesi doktora öğrencisi Varun Warrier, Cambridge Üniversitesi Otizm Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Simon Baron-Cohen ve Paris Diderot Üniversitesi ve Pasteur Enstitüsünden Thomas Bourgeron’dan oluşan araştırma ekibi, test sonnuçlarının genetikle olan bağlantısını ölçmek için 23andMe genetik şirketi ile birlikte dünya genelinde 89 bin kişi üzerinde yeni bir test uyguladı. Sonuçlar, kadınların ‘gözlerden zihin okuma’ yeteneğinin 3. kromozomdaki genetik farklılıklarla doğrudan bağlantılı olduğunu gösterirken, erkeklerde bu yeteneğin 3. kromozomla hiçbir ilgisi bulunmadığı ortaya çıkarıldı.
Daha önce de 'esnemek' üzerine yapılan araştırmalarda, benzer sonuçlar alındığını biliyoruz. Karşısında esnenildiğinde erkeklere oranla 2 kat fazla esneyen kadınların, empati yeteneğinin daha güçlü olduğu saptanmıştı. Daha bilimsel olan verilerle, kadınların zihin okuma konusunda erkeklerden daha başarılı olduğu, sanıyorum artık su götürmez bir gerçek.

12 Haziran 2017 Pazartesi

Günde bir bardak içki bile beyni erken yaşlandırıyor

İngiliz bilim insanları tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre ölçülü alkol kullanımının da beyin fonksiyonlarını bozabileceği ortaya çıktı.


Araştırma, günlük alkol tüketiminin beynin yaşlanmada görülen hasarla benzer ölçüde zarar gördüğünü ortaya koyuyor.
Aşırı alkol kullanımının beyin sağlığına zarar verdiği biliniyor. Ancak İngiliz araştırmacılar ölçülü alkol kullanımın etkilerini öğrenmek için yola çıktı.
Oxford Üniversitesi'nde uzmanlar 30 yıldır haftada 8 ile 12 içki tüketen kişilerde alkolün beyne etkisini mercek altına alındı.
ABD'de hükümetin ölçülü alkol tüketimi olarak tanımladığı miktarda içki içen Londra'da 500 devlet çalışanının beyninde değişiklik olup olmadığına MR taramasıyla bakıldı.
1985'te başlayan araştırma boyunca katılımcılar her 5 yılda bir alkol kullanımının beyindeki değişikliklerle bağlantısı
olup olmadığını ortaya koyacak anket formlarını doldurdular.
Araştırmacılar, günde bir ya da iki içkinin de beynin hafıza bölümünde bozulmaya yol açtığını gözlemledi.
Araştırmanın başındaki isim Anya Topiwala, ölçülü alkol kullanımının da beyindeki hipokampusun küçülmesine neden olduğunu söylüyor. Beynin bu bölümündeki değişikliğin de Alzheimer hastalığının erken belirtilerinden biri olduğuna dikkat çekiyor.
Ancak uzman, ölçülü alkol tüketiminin Alzheimer hastalığına neden olduğuna dair ellerinde bilimsel bir kanıt olmadığını da sözlerine ekliyor.
Ancak aşırı alkol kullanımının, zihinsel fonksiyonların işlevinde hayati öneme sahip olan zayıf beyin fonksiyonuyla bağlantısı var. Aşırı alkol tüketenlerin ayrıca bir dakika içinde aynı harfle başlayan olabildiğince fazla kelimeyi söyleme testinde dil akıcılığında hızlı bir düşüş yaşadıkları gözlendi.
Topiwala bu araştırmanın eğitimli ve üst orta sınıf kişileri ve göreceli olarak küçük bir grubu kapsadığını belirterek, bulguların nüfusun tamamı için geçerli olmadığını söyledi.
Amerika Birleşik Devletleri'nde ölçülü şarap tüketiminin kalp hastalıklarından koruma gibi sağlığa faydalı olduğu kabul ediliyor. Ölçülü alkol kullanımı ABD'de kadınlarda günde bir, erkeklerde ise iki içki anlamına geliyor.
Topiwala'ya yeni araştırma bulgularından çıkan sonuçlarla “ölçülü alkol kullanımı” önerilerinin değiştirilmesinin gerekip gerekmediği de soruldu.
Uzman'a göre bu sorunun yanıtı zor. Kuralların değişmesi için alkolün sadece beyindeki etkileri değil kalp ve kanser riski gibi etkenlerin de tartılması gerektiğini söyleyen Anya Topiwala, ama bu araştırmanın Amerika'da kabul edilen “ölçülü alkol tüketimi” limiti hakkında soru işareti oluşturacak bir delil teşkil ettiğini belirtti.
Araştırma, İngiliz Sağlık Dergisi'nde yayımlandı.
Kaynak: Günde bir bardak içki bile beyni erken yaşlandırıyor

Siyaset satın alma davranışlarını nasıl etkiliyor?

Marka boykotlarının sokakta gerçekleşenlerden daha fazla tantana çıkardığını düşünüyor olabilirsiniz. Aslına bakarsanız yanılmıyorsunuz. Çünkü rakamlar da bunu destekler nitelikte. Ipsos tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre ABD’lilerin yüzde 25’i, geride bıraktığımız haftalarda ABD’deki politik iklimle alakalı alarak bazı markaları satın almaya son verdiklerini belirtti. Public Affairs Stratejik İletişim ve Araştırma Lideri ve Başkan Yardımcısı Chris Jackson, ABD’deki pek çok tüketicinin satın alma davranışlarının siyasetten etkilendiğini doğruluyor.
5W Public Relations CEO’su Ronn Torossian sosyal bilinçle şekillenen tüketim anlayışının senelerdir yükselişte olduğunun altını çiziyor. Ipsos daha önce böyle bir veri sunmadığı için geçtiğimiz yıllarla herhangi bir kıyaslama yapmak mümkün değil. Bahsi geçen araştırma ise ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve gelmesinin ardından yaşanan değişimi anlamaya yönelik olarak belirlenen 28 markayla yapıldı. Nordstrom ve Uber gibi isimlerin hem sağ hem sol kanattan ateş altında olduğu görülürken, Intel ve Comcast gibi isimlerin durumunda değişkenlik gözlenmiyor.

Markalar artık siyasi münakaşalardan kaçamayacak

Ipsos’un araştırmanın sonuçlarına dair en önemli notu, markaların artık siyasi münakaşalardan kaçamayacakları ve tüketicilerinin siyasi eğilimlerini bilmeleri gerekliliği yönünde. Örneğin cumhuriyetçilerin yüzde 34’ü Nordstrom’u boykot ederken; bu rakam demokratlarda yüzde 12. Ve araştırma ABD merkezli lüks giyim perakendecisi Nordstrom’un, Ivanka Trump’ın giyim markasını bırakacağı yönündeki haberlerle aynı döneme denk geliyor.
Araştırmanın önemli bir bulgusu da Uber’e dair. #DeleteUber kampanyasına giden süreçte demokratların yüzde 32’si boykota destek verdiğini söylerken; bu oran cumhuriyetçilerde yüzde 13.
Sonuçlardan yapılan bu çıkarımları desteklemeyen bir kanat da var elbette. Örneğin Brand Definition Genel Müdürü Daniel O’Connell, markaların tüketicilerin siyasi yönelimlerini sorgulayarak bu değerlere konuşmanın doğru olmadığını belirtiyor. O’Connell’e göre önemli olan markanın değerlerinin doğru ifade edilmesi.

Çocuğa Cinsel İstismarda Korkutan Tablo: İstanbul Birinci, İzmir İkinci

Türkiye'nin utanç tablosu olan çocuk istismarı ile ilgili TÜİK verileri gerçeği gözler önüne seriyor. Buna göre 2015 yılında  Türkiye'de suçların yüzde 46'sı çocuklara karşı işlendi. Çocuklara karşı suçlarda da şiddet ve cinsel istismar öne çıkıyor. Cinsel suça maruz kalan çocuk verilerine göre 2015 yılında  İstanbul bin 324 ile birinci,  İzmir 736 ile ikinci,  Adana ise 528 ile üçüncü sırada.
ÇOCUĞA CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNDA REKOR ARTIŞ
İzmir Barosu Genel Sekreteri ve Çocuk Hakları Merkezi Sorumlusu Avukat İlke Erol, "Çocuğa cinsel istismar vakalarında  İzmir 2. sırada. Son olarak  İzmirBarosu Çocuk Hakları Merkezi'mize gelen başvurularda sadece, 2016 Nisan ayı ile 2017 Nisan ayı içerisinde 3 bin 100'e ulaştı. 3 katı bir artış meydana gelmiş. Ama ben  İzmir'e de haksızlık yapmadan yana değilim. Bu konuda  İzmir'in farkındalığının olduğunu düşünüyorum. Hem toplumda hem de görev yapan kesimlerde.
EN ÇOK İHBAR REHBER ÖĞRETMENLERDEN GELİYOR

İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak Şubat ayında,  İzmir Adliyesi içerisine Çocuk Hakları Birimi'ni açtıklarını ifade eden Erol, "Buraya yine en çok ihbar rehberlik öğretmenlerinden ihbar geliyor. Çocuğa cinsel istismarı ilk fark edecek birimlerden olan sağlık kurumlarından gelen ihbarlar var. Ebeveynler ve çok nadiren çocuğun kendisinden gelen ihbarlar var. Bunlar daha çok 13-14 yaşındaki çocuklardan büyük olanlar" dedi.
"ÇOCUĞA CİNSEL İSTİSMAR KANAYAN YARA"
Çocuğa cinsel istismarın kanayan yara olduğunu belirten Avukat İlke Erol, "Ne yazık ki çocuklarımızı koruyamıyoruz. Bunun için tabi yapılması gereken çok fazla ey var. Bütün kurumların öncelikle birlikte hareket etmesi lazım.  İzmir'de nispeten bunu başardığımız söylenebilir. Bize gelen ihbarları biz hemen önce adliyeye sonra da Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'ne bildiriyoruz ki çocuk hakları koruma tedbiri alınsın" diye konuştu.
"AİLE DE PSİKOLOJİK DESTEK ALMALI"
Avukat İlke Erol, "Cinsel istismarlarda ayrımlar yapmamız lazım. Genellikle eğer üçüncü kişiden gelen bir cinsel istismar varsa  İzmir için söylüyorum anne ve babalar çocuklarına sahip çıkıyorlar. Ama ailenin de psikolojik destek alması gerekiyor. Ancak ensest vakalarında, işte o zaman toplumumuzda 'kol kırılır yen içinde kalır' diğer aile bireyi de mağdur diye düşünülüyor. Halbuki değil. Yakın zamanda Çocuk Hakları Merkezimize gelen bir vakada, bir ağabeyin kız kardeşine cinsel istismarı söz konusu. Ailede anne çok daha yürekli bu konuda, babanın ise çekinceleri var. bizim için aslolan mağdur çocuğun korunması. Aileye de psikolojik destek alması konusunda yardımcı oluyoruz" dedi.

SELÜLİTTEN KURTULMAK MÜMKÜN MÜDÜR?

Yaygın olarak bilinenin aksine selülit, sadece kilolu kişilerin derdi değildir. Selülit, hormonal ve dolaşım bozukluğundan kaynaklanan bir genel dengesizliğin sonucudur. Vücuttaki suyun, cildin metabolizma alışverişlerinin yapıldığı canlı tabakasında toplanmasıdır. Bu su tutma olayı üst derinin hemen altında bulunan doku iplikçiklerinin yavaş yavaş balıkçı ağı gibi birikintiler meydana getirmesi ve aynı zamanda bu ilmekler arasında sayısız yağ birikintilerini tutmasıyla gerçekleşir. Selülitle mücadele, modern kozmetiğin en önde gelen konularından biridir. Çeşitli kremler, cihazlar, selülit masajları, diyet önerileri bunların arasında yer alır. Bu yazıda selülitten kurtulmak için bir çare arayan birçok kadına ümit vaat eden olanakları inceleyeceğiz. SELÜLİT DİYETİ NE KADAR FARKLIDIR? Selülit diyeti ile zayıflama diyetleri farklıdır. Zayıflamak amacıyla düşük kalorili bir diyet yapıldığı zaman, önce aktif yağ dokuları erir. Örneğin karında veya omuzlardaki yağlar gibi. Selülit temelde bir yağ hücresi olsa da yapısı bozulduğu için erimesi kolay değildir. Zayıflama rejimleriyle aktif yağ dokuları erirken selülitler yerli yerinde kalır. Bu nedenle, başlıca sorunu selülit olan kadınlara, fazla kilo vermelerine yol açacak bir diyet yapmaları önerilmez. Selülit tedavisi için daha özel bir diyet tavsiye edilir. SPOR YAPMALI MIYIM? Özellikle tempolu yürüyüş, merdiven çıkmak, yüzme ve bisiklet çok faydalıdır. Bunları yapamıyorsanız, yavaş tempolu bir saatlik yürüyüş, selülitle mücadelede çok yardımcı olabilir. Bütün sporlar kan ve lenf dolaşımını hızlandırır. Aynı zamanda vücuttaki yağ depolarını enerjiye dönüştürerek erimesine katkıda bulunur. ALETLİ TEDAVİLERİN NASIL BİR YARARI VAR? Selülit tedavisi için birçok cihaz kullanılmaktadır. Bu sistemlerin hareket noktası, dolaşımı hızlandırmak ve bölgesel yağ hücrelerini, yağ asitlerini parçalayıp idrarla dışarı atılmasını sağlamaktır. Bu tip cihazların bir kısmı kasları kasarak sıkılaştırır. Bunlar temelde fizik tedavi cihazlarıdır. Başlıcaları, vakumlu sistem, ultrason, elektrik akımıyla çalışan cihazlar ve lenf drenaj cihazlarıdır. Bunların tümü de birçok güzellik merkezinde kullanılmakta ve selülit tedavisinde gerçekten yararlı olmaktadır. Özellikle ses dalgalarıyla çalışan ultrason cihazları çok etkilidir. SELÜLİT İLE MASAJ ARASINDA NASIL BİR İLİŞKİ VAR? Masaj doğru yapılırsa kan dolaşımını düzeltir ve ödemin çözülmesine yardımcı olur. Ayrıca yağ dokusunda hapsolmuş sıvıyı hareketlendirir ve lenf dolaşımını düzenler. Düzenli masajla vücut dokusu sıkılaşıp toparlanır. Sorunlu bölgelerde bulunan fazla sıvı hareket kazanır, kılcal damarlar vasıtasıyla dolaşım sistemine ulaşır. Dolaşım sistemi, bu fazla sıvıyı ve diğer toksinleri ayrıştırarak idrar veya ter yoluyla vücuttan atılmasını kolaylaştırır. Yani bilinçli ve usta eller tarafından yapılan masaj çok yararlıdır. SELÜLİT KREMLERİNİN FAYDALARI NELERDİR? Selülite karşı kremler kullanıldığı zaman cilt bir süre için daha pürüzsüz ve ipeksi bir görünüm alır. Ancak bu kremlerin uzun süreli etkisi henüz bilinmemektedir. Piyasaya her yıl, bir öncekinden daha iddialı selülit kremleri çıkıyor ve insanlar umutla, oldukça pahalı olan bu kremlere sarılıyor. Keşke bunlar kalıcı bir çözüm olabilseydi. Ancak gerçek olan, bu kremlerin etkisinin henüz kanıtlanmadığıdır. Denemenin hiçbir zararı yoktur, kremler de kullanılabilir. Ancak tavsiyem, cilt yüzeyinde krem kullanırken, yapısal bir düzelme sağlayan diğer önlemlerin ihmal edilmemesidir. Bunlar da spor, diyet, masaj ve salonlardaki fizik tedavi aletleridir.

Yazının tamamı: http://www.hurriyetaile.com/yazarlar/yasemin-fatih-amato/selulitten-kurtulmak-mumkun-mudur_6395.html?utm_source=copy-paste&utm_medium=copy-paste&utm_campaign=copy-paste-with-url