Buna göre enerjik ve düzgün adımlarla yürüyen kadınlar sık ve şiddetli orgazm yaşıyor. Araştırma Belçika’daki Louvain Üniversitesi ve West Scotland Üniversitesi’nde yapıldı. Öğrencilere cinsel davranışlarına dair sorular soruldu. Öğrenciler verdiklere cevaplara göre iki gruba ayrıldı. İlk grupta her zaman ya da sık sık orgazm olanlar yer alırken, hiç orgazm olmayan ya da nadiren orgazm olanlar ikinci grupta yer aldı.
Daha sonra deneklere 100 metre boyunca kumsalda olduklarını düşünerek, 100 metre de kumsalda aşık oldukları kişiyle birlikte olduklarını düşünerek yürümeleri istendi. Hangi deneğin hangi grupta olduğunu bilmeyen iki seksologdan, yürüyüşlerine bakarak deneklerin hangi grupta olduklarını tahmin etmeleri istendi. Sonuçta seksolaoglar sık orgazm olan kadınlarla nadiren olanları yüzde 81 oranında tahmin etmeyi başardı.
Aptalca genellemeler yapılmamalı
Sonuçları değerlendiren, West Scotland Üniversitesi öğretim üyesi Stuart Broady, yürüyüş ile vajinal orgazm arasındaki ilişkinin çok abartılmaması gerektiğine dikkat çekti. Broady, “Toplumda kadınlarla ilgi yakışıksız ve aptalca sıfatları doğrulayacak değerlendirilmelerden uzak durulmalı” dedi ve ekledi: “Sonuç olarak vajinal orgazm yaşayanlar pelvise bağlı kasların serbest olduğu kadınlar...
Ayrıca yürüyüş bacaklar, pelvis ve omurganın bileşimiyle oluşan ve biçimini kontrol edemeyeceğimiz bir hareket.” Buna karşın Broady, yürüyüş sırasındaki atılan adımın uzunluğunun ve omurganın biçiminin kadınların orgazm olma potansiyallerinin bir göstergesi olabileceğini ifade etti ve “Yürüyüş sağlıklı olmanın ya da iyi bir cinsel yaşamın göstergesi olabilir ama orgazmla ilgili öngörüleri büyütmemek gerekir” dedi.
Orgazm muğlak bir konu
Teksas Üniversitesi’nde cinsellik üzerine araştırmalar yapan Tierney Austin ise kadınlarda orgazmın sağlayan nedenler üzerinde tam bir anlaşma sağlanamadığı belirterek, ‘kadın orgazmı pek çok faktörün bir bileşenidir’ görüşünü savundu.
23 Şubat 2013 Cumartesi
ORGAZMI YÜRÜYÜŞÜNDEN ANLA!
Zeytinyağının mucize faydası
Fransa’da yapılan bir araştırma, günlük diyetlerinde zeytinyağı kullanımına öncelik veren 65 yaş üzerindeki kişilerde felç riskinin yüzde 41 azaldığını ortaya çıkardı
FRANSA’da Bordeaux Üniversitesi tarafından yapılan araştırma kapsamında, Bordeux, Dijon ve Montepellier kentlerinde 65 yaş üstü 7 bin 625 kişi beş yıl boyunca gıda rejimleri açısından takip edildi. Yemek ve salatalarda daha çok zeytinyağı kullanmayı tercih eden kişilerin, hiç kullanmayanlara göre felç geçirme riskinin çok daha az olduğu gözlemlendi. Bu süre içinde çoğu sızma zeytinyağı kullanan deneklerden sadece 148’inde inme görüldü. Araştırmayı yürüten Dr. Cecilia Saimeri, 65 yaş üzeri hastalarda felç riskinin arttığına dikkat çekerek, zeytinyağının hastalığı önlemede, en ucuz ve kolay yöntem olabileceğini ifade etti.
TANSİYONA DA YARARLI
“Neurology” adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarını değerlendiren İngiltere Felç Derneği sözcüsü Charline Ahmed, zeytinyağının yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve kalp hastalığının önlenmesindeki faydalarının bilindiğini, ancak felci önlemede de aynı şekilde etkili olduğunu görmenin umut verici olduğunu söyledi.
Bu araştırma Türkiye'de ilk kez yapılıyor
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ilk kez 2009 yılına ait Ölüm Nedeni İstatistikleri'ni açıkladı.
Ölüme sebep olan ilk beş hastalık grubu sırasıyla yüzde 39,9 ile dolaşım sistemi hastalıkları, yüzde 20,7 ile habis urlar, yüzde 8,9 ile solunum sistemi hastalıkları, yüzde 6,4 ile endokrin (iç salgı bezi), beslenme ve metabolizmayla ilgili hastalıklar ve yüzde 4 ile dışsal yaralanma nedenleri ve zehirlenmeler olarak görüldü.
Ölüm nedenlerinin yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan habis urlarda; ilk beş sırayı yüzde 31,4 ile gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin habis uru, yüzde 8,6 ile midenin habis uru, yine yüzde 8,6 ile lenfaid ve hematopoetik habis uru, yüzde 6,3 ile kolonun habis uru, yüzde 5 ile pankreasın habis uru aldı.
Bu arada, bugüne kadar ölüm istatistikleri ile birlikte üretilen ölüm nedeni istatistikleri, 2009 yılından itibaren ayrı bir istatistik olarak yayımlanmaya başlandı. Ölüm nedeni istatistikleri, tüm il ve ilçe merkezleri ile hekimi olan tüm yerleşim yerlerinde, hekimler tarafından görülen ölüm vakalarını kapsıyor. Bu vakalar için doldurulan ''Ölüm Belgesi'', hekimlerin bağlı bulunduğu sağlık kurumu aracılığıyla Türkiye İstatistik Kurumuna bildiriliyor.
Öte yandan, 2009 yılındaki ölüm nedenlerinin cinsiyete göre dağılımı şöyle:
HASTALIKLAR TOPLAM ERKEK KADIN
---------------------------- --------- ---------- ---------
Dolaşım sistemi hastalıkları 39,9 36,2 44,4
Habis urlar 20,7 24,4 16,0
Solunum sistemi hastalıkları 8,9 10,1 7,4
Endokrin (iç salgı bezi),
beslenme ve metabolizmayla
ilgili hastalıklar 6,4 4,8 8,3
Dışsal yaralanma nedenleri ve
zehirlenmeler 4,0 4,9 2,8
Diğer 20,2 19,6 21,0
Ölüme sebep olan ilk beş hastalık grubu sırasıyla yüzde 39,9 ile dolaşım sistemi hastalıkları, yüzde 20,7 ile habis urlar, yüzde 8,9 ile solunum sistemi hastalıkları, yüzde 6,4 ile endokrin (iç salgı bezi), beslenme ve metabolizmayla ilgili hastalıklar ve yüzde 4 ile dışsal yaralanma nedenleri ve zehirlenmeler olarak görüldü.
Ölüm nedenlerinin yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan habis urlarda; ilk beş sırayı yüzde 31,4 ile gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin habis uru, yüzde 8,6 ile midenin habis uru, yine yüzde 8,6 ile lenfaid ve hematopoetik habis uru, yüzde 6,3 ile kolonun habis uru, yüzde 5 ile pankreasın habis uru aldı.
Bu arada, bugüne kadar ölüm istatistikleri ile birlikte üretilen ölüm nedeni istatistikleri, 2009 yılından itibaren ayrı bir istatistik olarak yayımlanmaya başlandı. Ölüm nedeni istatistikleri, tüm il ve ilçe merkezleri ile hekimi olan tüm yerleşim yerlerinde, hekimler tarafından görülen ölüm vakalarını kapsıyor. Bu vakalar için doldurulan ''Ölüm Belgesi'', hekimlerin bağlı bulunduğu sağlık kurumu aracılığıyla Türkiye İstatistik Kurumuna bildiriliyor.
Öte yandan, 2009 yılındaki ölüm nedenlerinin cinsiyete göre dağılımı şöyle:
HASTALIKLAR TOPLAM ERKEK KADIN
---------------------------- --------- ---------- ---------
Dolaşım sistemi hastalıkları 39,9 36,2 44,4
Habis urlar 20,7 24,4 16,0
Solunum sistemi hastalıkları 8,9 10,1 7,4
Endokrin (iç salgı bezi),
beslenme ve metabolizmayla
ilgili hastalıklar 6,4 4,8 8,3
Dışsal yaralanma nedenleri ve
zehirlenmeler 4,0 4,9 2,8
Diğer 20,2 19,6 21,0
Etiketler:
Bu araştırma Türkiye'de ilk kez yapılıyor
"İnsan Ayı çatışması nasıl çözülür?"
Doğa Derneği Etobur Türleri Araştırma ve Koruma Sorumlusu Eray Çağlayan Radikal'de yayınlanan yazısında insan ve ayılar arasındaki çatışmaya dikkat çekti. Çağlayan yazısında şu cünlelere yer verdi:
‘‘Türkiye’deki ayılar dünyanın en barışçıl ayıları.” Bu sözler ayı konusunda dünyanın sayılı akademisyenlerinden, Doğa Derneği’nde uzun yıllar birlikte çalıştığım Oxford Üniversitesi araştırmacısı Dr. Emre Can’a ait. Peki ne oldu da ülkemizde insanlarla ayılar daha sık karşılaşır ve üzücü olaylar yaşanır oldu?
Türkiye’de yaşayan en büyük karasal memeli hayvan bozayılar (Ursus arctos), bugünlerde ülkemizde yaban hayatıyla ilgili pek çok sorunun kaynağı olarak görülüyor. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yüzyıllardır birlikte yaşayan insanlarla ayılar arasındaki çatışma son 10 yılda arttı.
Sorunun temeli...
Bu artışın iki temel nedeni var: Giderek artan doğa tahribatı ve iklim değişikliği. İklim değişikliğinin ayı ekolojisini nasıl etkilediğini orta vadede daha net göreceğiz. Habitat tahribatı dediğimiz yaşam alanlarının yok edilmesininse ayıyla insanı daha sık karşı karşıya getireceği ve giderek daha kızdıracağı kesin.
1950’lerden itibaren, özellikle 1980’lerden sonra artan ormancılık ve yaygınlaşan insan faaliyetleri sonucu başta ormanlar olmak üzere bozayıların yaşam alanlarında parçalanmalar oldu.
Bu artışın iki temel nedeni var: Giderek artan doğa tahribatı ve iklim değişikliği. İklim değişikliğinin ayı ekolojisini nasıl etkilediğini orta vadede daha net göreceğiz. Habitat tahribatı dediğimiz yaşam alanlarının yok edilmesininse ayıyla insanı daha sık karşı karşıya getireceği ve giderek daha kızdıracağı kesin.
1950’lerden itibaren, özellikle 1980’lerden sonra artan ormancılık ve yaygınlaşan insan faaliyetleri sonucu başta ormanlar olmak üzere bozayıların yaşam alanlarında parçalanmalar oldu.
Daha da önemlisi 2000’lerde hız kazanan hidroelektrik santral (HES), baraj ve yol yapımları doğadaki habitatları parçalayan en önemli faaliyetler oldu. Bozayı gibi büyük memelilerin geniş yaşam alanları dikkate alındığında habitatların parçalanmasının etkileri çok büyük olur. Özellikle HES’in yakın çevreye etkilerinin yanında uzun dönemde bölgedeki büyük memelilere etkileri izlenmelidir.
Normalde uzak durur...
Yaşam alanları parçalanan hayvanlar daha küçük alanlarda yaşamaya itiliyor. Parçalanan doğal yaşam alanları ayıları besleyebilecek durumdan çıkınca hayvanlar besin bulmak için insan yerleşimlerinin yakınlarına gelerek bahçelerden veya çöplüklerden besleniyor.
Yaşam alanları parçalanan hayvanlar daha küçük alanlarda yaşamaya itiliyor. Parçalanan doğal yaşam alanları ayıları besleyebilecek durumdan çıkınca hayvanlar besin bulmak için insan yerleşimlerinin yakınlarına gelerek bahçelerden veya çöplüklerden besleniyor.
Özellikle kış uykusundan çıktıkları ve girmeden önceki dönemlerde böyle davranıyorlar. Bu durumdaki hayvanların zaman zaman insanların mallarına veya ürünlerine zarar verdikleri görülüyor. Ne yazık ki bu karşılaşmalar her zaman dostane bir havada sonuçlanmıyor.
Normal şartlarda bozayılar insana yaklaşmaz ve saldırmaz. Yakın ve sürpriz karşılaşmalar dışında ayılar insanlardan uzak durmaya çalışır. Ancak ikisinin de farkına varmadan aniden ve yakın şekilde karşı karşıya gelmesi durumu tehlikeli olabilir. Bir bozayı insanın yaklaştığını hissetmez, sesini duymaz veya kokusunu almazsa bir anda karşı karşıya gelebilir ve panikleyen hayvan, insana zarar verebilir. Özellikle yavruları olan dişi bir ayı böyle durumlarda diğer bireylere göre daha saldırgan olur.
Vurmak çözüm değil...
Bir ayının bir insanı yaralaması veya öldürmesi durumunda olaya karışan ayının tespit edilip bölgeden uzaklaştırılması gerekir. Ancak böyle durumlarda ülkemizde doğru hayvanı tespit etmek oldukça güçtür. Çoğunlukla bölgedeki en iri ve en yaşlı hayvan sorunun kaynağı olarak görülür. Yaşça büyük ve iri hayvanlar gençlere göre daha geniş alanları işaretler ve savunurlar. Bunun temel nedeni beslenme ve neslini idame ettirme çabasıdır. Eğer doğru hayvan değilse uzaklaştırılan bireyin yerine daha genç ve yavrulu bireyler yerleşebilir. Bu da sorunların çözümünde etkili olmadığı gibi tersine mevcut durumun kötüleşmesine de neden olur.
Bir ayının bir insanı yaralaması veya öldürmesi durumunda olaya karışan ayının tespit edilip bölgeden uzaklaştırılması gerekir. Ancak böyle durumlarda ülkemizde doğru hayvanı tespit etmek oldukça güçtür. Çoğunlukla bölgedeki en iri ve en yaşlı hayvan sorunun kaynağı olarak görülür. Yaşça büyük ve iri hayvanlar gençlere göre daha geniş alanları işaretler ve savunurlar. Bunun temel nedeni beslenme ve neslini idame ettirme çabasıdır. Eğer doğru hayvan değilse uzaklaştırılan bireyin yerine daha genç ve yavrulu bireyler yerleşebilir. Bu da sorunların çözümünde etkili olmadığı gibi tersine mevcut durumun kötüleşmesine de neden olur.
Doğa Derneği 2006’dan bu yana Türkiye’de insan-bozayı çatışmasının çözümlenmesi için çalışıyor. Bu kapsamda bozayıların ekolojilerini ve arı kovanlarına, meyve ve sebze bahçelerine zarar vermemeleri için neler yapılabileceğini araştırıyor. Rize, Erzurum ve Artvin illerinde bozayılara karşı dayanıklı platformlar ve elektro şoklu tel çit sistemleri kurarak örnek uygulamalar gerçekleştiriyor.
Acilen yapılması gerekenler...
* Doğanın dengesi gözetilmeksizin sürdürülen ve birçok canlının yaşam alanını yok eden ya da parçalayan HES, baraj, yol yapımı gibi yatırımları teşvik eden çevre politikaları hızla gözden geçirilerek değiştirilmeli.
* Ormanlarda bulunan yabani meyve ağaçlarının kesimi yasaklanmalı ve meyvelerin toplanmasının önüne geçilmeli, yeni meyve ağaçları dikilmeli.
* Ayı habitatlarının iyileştirilmesi çalışmalarına hız verilmeli.
* Bozayı için daha büyük koruma alanları ilan edilmeli.
* Bağ-bahçeleri korumak için elektroşoklu çit sistemi ve arı kovanları için platformlar gibi önleyici tedbirler devlet kurumlarınca teşvik edilmeli.
* Bahçelere ve ürünlere olan yaban hayat kaynaklı zararların tanzimi için sigorta sistemi geliştirilmeli.
* Türkiye’deki bozayılar hakkındaki bilimsel temele dayanan bilgiler artırılmalı, doğadaki dengeleri gözetecek bir doğa koruma politikası geliştirilmeli.
* Doğanın dengesi gözetilmeksizin sürdürülen ve birçok canlının yaşam alanını yok eden ya da parçalayan HES, baraj, yol yapımı gibi yatırımları teşvik eden çevre politikaları hızla gözden geçirilerek değiştirilmeli.
* Ormanlarda bulunan yabani meyve ağaçlarının kesimi yasaklanmalı ve meyvelerin toplanmasının önüne geçilmeli, yeni meyve ağaçları dikilmeli.
* Ayı habitatlarının iyileştirilmesi çalışmalarına hız verilmeli.
* Bozayı için daha büyük koruma alanları ilan edilmeli.
* Bağ-bahçeleri korumak için elektroşoklu çit sistemi ve arı kovanları için platformlar gibi önleyici tedbirler devlet kurumlarınca teşvik edilmeli.
* Bahçelere ve ürünlere olan yaban hayat kaynaklı zararların tanzimi için sigorta sistemi geliştirilmeli.
* Türkiye’deki bozayılar hakkındaki bilimsel temele dayanan bilgiler artırılmalı, doğadaki dengeleri gözetecek bir doğa koruma politikası geliştirilmeli.
Etiketler:
İnsan Ayı çatışması nasıl çözülür?
Öğrenci neden devamsızlık yapar
Milli Eğitim Bakanlığı, UNICEF ile birlikte 'Okulu Terk Riski ve Devamsızlık Durum Saptaması ve İhtiyaç Analiz Araştırması' yaptı. Araştırma ile devamsızlık veya terk nedenleri sonucu erken tanıma ve müdahale yöntemlerinin saptanması amaçlandı. Bu kapsamda, daha önce yapılan çalışmalar gözden geçirildi, e-okul verileri yeniden analiz edildi ve niteliksel araştırma yapıldı. Sonuçta devamsızlığın tanımları yapıldı, risk değerlendirme formu geliştirildi, devamsızlığın önlenmesi için uygun müdahaleler tanımlandı, e-okul üzerinden uzaktan online eğitim programları oluşturuldu ve Aşamalı Devamsızlık Yönetimi Modeli (ADEY) geliştirildi.
Araştırma sonucu, devamsızlığın yaygın bir sorun olduğu, risk grubunun yüzde 5'lik bir dilimden oluştuğu ifade edildi. Öğrencilerin büyük çoğunluğunun 5 gün ve daha az süre devamsızlık yaptıkları aktarıldı. Temel sorunlar olarak, e-okul verilerinin düzenli girilmemesi ve güncellenmemesi, kayıtlı ama devamsız öğrenci sayısının yüksek olması, okullarda ders dışı aktivite sayısının çok düşük olması, her çalışan öğrencinin zorunluluktan çalışmadığı, rehber öğretmen-öğrenci ilişkisinin yetersiz düzeyde olması gösterildi.
Araştırmada, hane ve ebeveyn özellikleri ile okul mevcudunun devamsızlıkta belirleyici olduğu, hiçbir değişkenin tek başına okul terk ve devamsızlık üstünde etkili gözükmediği saptandı. Araştırma sonucunda ulaşılan diğer bazı sonuçlar ise şöyle:
"Devamsızlığa müdahale erken dönemde yapılmamaktadır, öğretmen idareci iletişimi yetersizdir, aileye yönelik çalışmalar yetersizdir, devamsızlık durumunda yapılacak standart işlemler konusunda bilgi yetersizdir, çocuğunu okula göndermeyen ailelere dava açılmamaktadır, rehberlik araştırma merkezleri devamsızlık konusunda pasif konumdadır, okul çalışanları sorunu dışsallaştırmaktadır, devamsızlık okul çalışanlarınca önemsenmemektedir, risk altındaki öğrencilere yaklaşım ve tutum olumsuzdur, disiplin uygulamaları konusunda bilgi ve beceri eksikliği vardır."
Araştırma sonucu, devamsızlığın yaygın bir sorun olduğu, risk grubunun yüzde 5'lik bir dilimden oluştuğu ifade edildi. Öğrencilerin büyük çoğunluğunun 5 gün ve daha az süre devamsızlık yaptıkları aktarıldı. Temel sorunlar olarak, e-okul verilerinin düzenli girilmemesi ve güncellenmemesi, kayıtlı ama devamsız öğrenci sayısının yüksek olması, okullarda ders dışı aktivite sayısının çok düşük olması, her çalışan öğrencinin zorunluluktan çalışmadığı, rehber öğretmen-öğrenci ilişkisinin yetersiz düzeyde olması gösterildi.
Araştırmada, hane ve ebeveyn özellikleri ile okul mevcudunun devamsızlıkta belirleyici olduğu, hiçbir değişkenin tek başına okul terk ve devamsızlık üstünde etkili gözükmediği saptandı. Araştırma sonucunda ulaşılan diğer bazı sonuçlar ise şöyle:
"Devamsızlığa müdahale erken dönemde yapılmamaktadır, öğretmen idareci iletişimi yetersizdir, aileye yönelik çalışmalar yetersizdir, devamsızlık durumunda yapılacak standart işlemler konusunda bilgi yetersizdir, çocuğunu okula göndermeyen ailelere dava açılmamaktadır, rehberlik araştırma merkezleri devamsızlık konusunda pasif konumdadır, okul çalışanları sorunu dışsallaştırmaktadır, devamsızlık okul çalışanlarınca önemsenmemektedir, risk altındaki öğrencilere yaklaşım ve tutum olumsuzdur, disiplin uygulamaları konusunda bilgi ve beceri eksikliği vardır."
Avrupa'nın Yüzde 40'ı Zihinsel Sorunlu
Almanya'da yapılan bir araştırma, Avrupa ülkelerinde yaşayanlardan 165 milyon kişinin her yıl depresyon, anksiyete, uykusuzluk, şizofreni, bağımlılık, epilepsi, Parkinson veya bunama gibi rahatsızlıklarla mücadele ettiğini gözler önüne serdi. Bu hastalıklara yakalananların sadece üçte birinin tedavi veya terapi gördüğünü ortaya çıkaran araştırmaya göre, Avrupalıların ruhsal hastalıkları, kıtaya her yıl yüzlerce milyar avroyla ölçülen ekonomik ve sosyal yük getiriyor. Bunun nedeni ise hastaların çalışamayacak durumda olması ve kişisel ilişkilerin çökmesi olarak belirtildi.
Bilim adamları, zihinsel bozuklukların Avrupa'da 21. yüzyılın en büyük sağlık sorunu olduğunu söyledi. Almanya'nın Dresden Üniversitesinden Hans Ulrich Wittchen, bu tür hastalıklara yakalanan kişilerin sadece çok küçük bir kısmının iyi tedavi alabildiklerini ancak bu tedavilerin de çok geç başladığını belirtti.
Etiketler:
Avrupa'nın Yüzde 40'ı Zihinsel Sorunlu
Üniversitede mobbing araştırması
MOBBİNG ile Mücadale Derneği Başkan Yardımcısı olan Prof Dr Hamit Hancı’nın, mobbingin en çok yaşandığı yerlerden birinin üniversiteler olduğu açıklaması gözleri bu konudaki tartışmaya çevirdi.
Dernek, 11 Eylül’de başlatılacak anket çalışması ile üniversitedeki mobbingin tespit ederek,araştırma sonuçlarını kamuoyuna ilan edecek. Üniversitede mobbing konusundaki en çarpıcı makalelerden biri de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü öğretim üyesi Prof DrYıldırım Beyatlı Doğan’a ait. Doğan’ın “Üniversitede yılgınlığa yer var mıdır?” başlıklımakalesindeki çarpıcı tespitlerini kısaca size aktarmak istiyorum:
- Üniversite nasıl bir yerdir?
“Üniversite, aydınlamanın ateşlediği aklın ışığında dünyayı anlama şeklindeki evrensel çabalaradesteğin üretildiği ulaşılan sonuçların paylaşıldığı, paylaşılan sonuçların önce insanlık ülküsüardından yurt adına eyleme dökülebildiği yerdir. Dilimizin sağladığı olağanüstü zenginliklerden biride böylesi yerlerin ‘ocak’ sözcüğü ile taçlandırılmasıdır.
- Üniversiteler oturulsun diye var olmamıştır
Ocak, açlığın uğramadığı; doygunluğun herkes için eşdeğer olduğu, edep ve nezaket eşliğinde layık olan herkesin barındığı yerlere verilen isimdir. Ancak ocak, kamyon yükü hırsızlığın ahval-i adiyeden sayıldığı kaçak taş ocağı değildir! Gariban ülkede üniversiteler oturulsun diye var olmamıştır. Darülfünun’dan başlayarak üniversitelerin var olma nedeni toplumsal ilerleme, toplumsal refah ve aklın özgürlüğünün topluma yayılması amacını taşır.
- Cumhuriyetten nemalanan bezirganlar
Üniversiteyi seçkinci hale dönüştüren Cumhuriyet değildir. Cumhuriyetten nemalanan bezirganlardır. Bunda ne üniversitenin ne de cumhuriyetin suçu vardır. Can dayanır mı bilmem ama üniversite dayandı. Mobbing elemanı zararlılar üniversitelerde beslenip çoğaldılar.
- Akademik unvan kötülüğe bahane olamaz
İnsan kötüyse kötüdür. Akademik unvanı onun kötülüğüne bahane olamaz.
Akademik unvanı ayrı bir nedensellik taşımaz. İnsan her tarafı titreyerek sallanan bir sansarhaline geldiyse, profesör veya doçent olması hatta ödül alması (Nobel bile olsa) onun söz konusu rengini örtemez. İnsan zaten bu niteliklerde değildir. Olmaması gerekir.
- Neden birisi diğerini yıldırır
Kadın ya da erkek, cinsel rolünü akademik sosa bulayıp baskı aracı haline getirenler, cumhuriyetin üniversitesinde geçerli tanımların kişisi değillerdir.
Neden birisi diğerini yıldırır? Neden birisi bir başkasını bezgin hale getirerek yok etmek ister?
- Bilimsel olmak için unvana gerek yok
Bilimsel olmak için akademik unvan taşımaya gerek yoktur. Bilimsel olma aklın ışığında belli biryöntem doğrultusunda düşünebilmektir. Böylesi insan üniversitede tehlikelidir. Böylesi insanmalumat hamalı unvanlılar için risk oluşturur. Unvanlarının bile dolduramadığı beyinsel boşluklarıortaya çıkar.
- Kıfayetsiz muhterisler
Mobbing yalnızca cinsel nitelikte diye algılanmamalı. Ama üniversite öğretim üyeliğinikompleksini tatmin amaçlı kullanan kifayetsiz muhterisler yok mu? Var! Hala var mı? Var, tabi!? Mobbing üniversiteyi ayağa kaldıracak, yıllardır üniversitedeki iktidar erkinin elinde üniversiteninbir güç aracı olarak kullanılmasına engel zihniyetteki insanların yıldırılması ve yok edilmesidir. Mobbing yaşayacak tek yer olarak üniversiteyi gören, üniversiteye bolca duvar inşa eden anlayışın, engizisyondan artık zalimliğinin adıdır.
- Mobbing adamı değilim
Ancak mensubu olduğum üniversitede ve başkalarında mobbing dayatmasını kader olarakgörmeyen insanlarımız çoğalıyor. Ben mobbing mağduru değilim. Mobbing adamı da değilim. Hiç olmadım. Ama mobbingi kader kabul etmeyenlerle yürümek istiyorum.
- “Ben bir mobbing zontasıyım” diye dolaşıyorlar
Onlar için asıl tehlikelisi şu: “Annem beni akademik sanıyor ama aslında ben bir mobbing zontasıyım!” Sürekli bunları mırıldanarak dolaşanları görmediniz mi? Görmediysenizolmadıklarından değil. Siz dikkat etmediğinizdendir. O kadar çoklar ki!”
Prof Doğan’ın çizdiği mobbing tablosu böyle. Tepki maillerinizi bekliyorum.
- Üniversite nasıl bir yerdir?
“Üniversite, aydınlamanın ateşlediği aklın ışığında dünyayı anlama şeklindeki evrensel çabalaradesteğin üretildiği ulaşılan sonuçların paylaşıldığı, paylaşılan sonuçların önce insanlık ülküsüardından yurt adına eyleme dökülebildiği yerdir. Dilimizin sağladığı olağanüstü zenginliklerden biride böylesi yerlerin ‘ocak’ sözcüğü ile taçlandırılmasıdır.
- Üniversiteler oturulsun diye var olmamıştır
Ocak, açlığın uğramadığı; doygunluğun herkes için eşdeğer olduğu, edep ve nezaket eşliğinde layık olan herkesin barındığı yerlere verilen isimdir. Ancak ocak, kamyon yükü hırsızlığın ahval-i adiyeden sayıldığı kaçak taş ocağı değildir! Gariban ülkede üniversiteler oturulsun diye var olmamıştır. Darülfünun’dan başlayarak üniversitelerin var olma nedeni toplumsal ilerleme, toplumsal refah ve aklın özgürlüğünün topluma yayılması amacını taşır.
- Cumhuriyetten nemalanan bezirganlar
Üniversiteyi seçkinci hale dönüştüren Cumhuriyet değildir. Cumhuriyetten nemalanan bezirganlardır. Bunda ne üniversitenin ne de cumhuriyetin suçu vardır. Can dayanır mı bilmem ama üniversite dayandı. Mobbing elemanı zararlılar üniversitelerde beslenip çoğaldılar.
- Akademik unvan kötülüğe bahane olamaz
İnsan kötüyse kötüdür. Akademik unvanı onun kötülüğüne bahane olamaz.
Akademik unvanı ayrı bir nedensellik taşımaz. İnsan her tarafı titreyerek sallanan bir sansarhaline geldiyse, profesör veya doçent olması hatta ödül alması (Nobel bile olsa) onun söz konusu rengini örtemez. İnsan zaten bu niteliklerde değildir. Olmaması gerekir.
- Neden birisi diğerini yıldırır
Kadın ya da erkek, cinsel rolünü akademik sosa bulayıp baskı aracı haline getirenler, cumhuriyetin üniversitesinde geçerli tanımların kişisi değillerdir.
Neden birisi diğerini yıldırır? Neden birisi bir başkasını bezgin hale getirerek yok etmek ister?
- Bilimsel olmak için unvana gerek yok
Bilimsel olmak için akademik unvan taşımaya gerek yoktur. Bilimsel olma aklın ışığında belli biryöntem doğrultusunda düşünebilmektir. Böylesi insan üniversitede tehlikelidir. Böylesi insanmalumat hamalı unvanlılar için risk oluşturur. Unvanlarının bile dolduramadığı beyinsel boşluklarıortaya çıkar.
- Kıfayetsiz muhterisler
Mobbing yalnızca cinsel nitelikte diye algılanmamalı. Ama üniversite öğretim üyeliğinikompleksini tatmin amaçlı kullanan kifayetsiz muhterisler yok mu? Var! Hala var mı? Var, tabi!? Mobbing üniversiteyi ayağa kaldıracak, yıllardır üniversitedeki iktidar erkinin elinde üniversiteninbir güç aracı olarak kullanılmasına engel zihniyetteki insanların yıldırılması ve yok edilmesidir. Mobbing yaşayacak tek yer olarak üniversiteyi gören, üniversiteye bolca duvar inşa eden anlayışın, engizisyondan artık zalimliğinin adıdır.
- Mobbing adamı değilim
Ancak mensubu olduğum üniversitede ve başkalarında mobbing dayatmasını kader olarakgörmeyen insanlarımız çoğalıyor. Ben mobbing mağduru değilim. Mobbing adamı da değilim. Hiç olmadım. Ama mobbingi kader kabul etmeyenlerle yürümek istiyorum.
- “Ben bir mobbing zontasıyım” diye dolaşıyorlar
Onlar için asıl tehlikelisi şu: “Annem beni akademik sanıyor ama aslında ben bir mobbing zontasıyım!” Sürekli bunları mırıldanarak dolaşanları görmediniz mi? Görmediysenizolmadıklarından değil. Siz dikkat etmediğinizdendir. O kadar çoklar ki!”
Prof Doğan’ın çizdiği mobbing tablosu böyle. Tepki maillerinizi bekliyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)