Vesikalık

AI Vesika (Face Detection)

🧠 AI Vesika Ayırıcı (Gerçek Yüz Algılama)



8 Ekim 2011 Cumartesi

Alzheimer İçin Ümit Veren Yöntem

Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan araştırmaya göre, alzheimer hastalarının zihinsel fonksiyonlarını kaybetme aşamasına hangi hızla geleceğini, kandaki belli yağların düzeyine bakarak saptamak mümkün olabilir.
Alzheimer İçin Ümit Veren Yöntem

Dünyada giderek yaygınlaşan alzheimer, bilim adamlarının tedavi yöntemi geliştirmeye çalıştıkları hastalıklardan biri.
Son olarak Amerika Birleşik Devletleri'ndeki John Hopkins üniversitesinde yapılan araştırma, kandaki belli yağların düzeyinin, hastaların zihinsel fonksiyonlarını kaybetme aşamasına hangi hızla geleceğini saptamada yardımcı olabileceğini ortaya koydu. 
Bilim adamları araştırma kapsamında, alzheimer hastalığının ortaya çıkma olasılığı bulunan 120 kişiyi inceleme altına aldı.
Söz konusu kişilerin kanlarındaki yağların düzeyine bakıldı ve iki yıllık süreçte zihinsel fonksiyonlarının durumu değerlendirildi.
Araştırmacılar, kandaki belli iki yağın düzeyinin, alzheimer hastalığının ilerleme hızını ortaya koyabildiği sonucuna vardı.
Ancak bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerektiğine dikkat çekiliyor.
Alzheimer hastalarının zihinsel fonksiyonlarını kaybetme aşamasına hangi hızla geleceğine ilişkin bilgi, doktorlara hastalıkla mücadelede yol göstereceği gibi, hasta yakınları ve bakıcılara da yaşanacak süreç konusunda yardımcı olabilir.

Amerikalı askerlerin üçte biri 'savaşa değmezdi' dedi


Amerika Birleşik Devletleri'nde cephede aktif görev yapmış askerler arasında yapılan bir ankette, askerlerin üçte biri, Irak ve Afganistan'da süregiden savaşları vermeye değmediğini söyledi.



Washington'da bulunan Pew Araştırma Merkezi'nce yapılan ankete göre, Amerikalı gazilerin yüzde 60'ı Batı'nın dış ilişkiler yerine iç meselelerine odaklanması gerektiğini düşünüyor.
Irak'ta 2003 yılından bu yana düzenlenen operasyonlarda yaklaşık 4500 Amerikan askeri ölürken, Afganistan'da 1700 Amerikalı asker hayatını kaybetti.
Amerikan hazinesi 2001'den bu yana bu iki savaşa 1 trilyon doları aşkın para harcadı.
Pew Araştırma Merkezi'nin anketi, bu iki savaşta cephede görev yapmış olan askerlerin yaptıkları görev konusunda gurur duyduklarını gösteriyor.
Ancak gaziler savaşın yaralarını taşıyor ve normal yaşamlarına dönmekte güçlük çektiklerini de söylüyorlar.
Bölünmüş tablo
Verilen savaşların faydası ve bedeli konusunda da görüşler farklı.
11 Eylül sonrası görev yapan askerlerden yarısı Afganistan'da savaşmaya değdiğini düşünürken, Pew destek oranının son 10 yılda istikrarlı bir şekilde düştüğüne dikkat çekiyor.
Askerler arasında Irak'ta savaşmaya değdiğini düşünenler ise yarıdan az: Yüzde 44.
Ankete katılan yaklaşık dört bin gazinin yüzde 33'ü ise bu iki ülkede savaşmaya değmediğini söyledi.
Pew aynı soruları halkın geneline yönelttiğinde, bu savaşlara değmedi diye düşünenlerin oranının yüzde 45'e yükseldiğini kaydediyor.
Halk arasında her iki savaşa da destek oranları daha düşük.
Siviller arasında Afganistan savaşmaya değerdi diyenler yüzde 41, Irak için aynı görüşü bildirenler yüzde 36 oldu.
Bu veriler, Başkan Barack Obama'nın bütçe açığını kapatmak için savunma önceliklerini yeniden gözden geçirdiği bir ortamda açıklandı.
Bununla birlikte ABD Afganistan'daki görevini sürdürmeyi öngörüyor ve bunun için arkasında kamuoyu desteğine ihtiyacı var.
11 Eylül saldırıları sonrasında başlayan ve hala süren Afganistan operasyonu zaman zaman Vietnam savaşı ile karşılaştırılıyor. Vietnam savaşının sonuna doğru düzenlenen anketler gazilerin büyük çoğunluğunun savaşmaya değmediği sonucunu ortaya koymuştu.

Osmanlı dönemindeki ilk reklamlar günyüzüne çıktı

İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Araştırma Görevlisi Özgür Seçim, Osmanlı Devleti döneminde yapılan ilk reklamları gün yüzüne çıkardı.


İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Araştırma Görevlisi Özgür Seçim, Osmanlı Devleti döneminde yapılan ilk reklamları günyüzüne çıkardı. 1800’lü yıllarda yayınlanan gazetelerdeki ilk ilanları derleyen Seçim, birbirinden ilginç reklamların yer aldığı bir sergi açtı. “Osmanlı’da Reklamcılık” adlı sergide satılık diş ilanından diş suyuna, gasilhaneden sirke kadar 80 reklam örneği yer alıyor.Ankara Üniversitesi’ndeki yüksek lisans döneminde, şahsi merakıyla Millî Kütüphane’de araştırma yapmaya başladığnıı belirten Özgür Seçim, Osmanlı’da reklamcılığı yabancıların başlattığını ifade etti: “Osmanlı toplumu, uzun bir dönem reklamı ayıp olarak algılamış. Övünmek haram olunca değil gazetelerde reklam vermek, sultanın emirlerini yayan tellakları bile hoş karşılamıyorlarmış. Reklam olarak tanımlanabilen ilk ilan ise bir mantar kremi reklamı. Ondan sonra diş suyu, satılık diş, sirk gibi farklı temalarda reklamlar yayımlanmaya başlamış.”

Kayınvalidenizle Birlikte Yaşar Mıydınız?


Haber: Kayınvalidenizle Birlikte Yaşar Mıydınız?Bilim adamlarına göre, geniş ailede yaşayan kadınların ciddi kalp hastalıklarına yakalanma riski diğer kadınlara göre 3 kat daha fazla.

Daily Mail gazetesinin haberine göre, bilim adamları evde hem bir kız evlat hem anne hem de eş rollerinin stresiyle yaşamanın, tansiyonun yükselmesine ve hatta şeker hastalığına yol açarak kalp sorunlarının kapısını açtığını belirttiler.

Japon bilim adamları, aile hayatının sağlık üzerindeki etkisini anlamak için sağlıklı orta yaştaki 91 bin kadın ve erkek üzerinde 14 yıl süren araştırma yaptı.

1990-2004 yılları arasında araştırma kapsamındakilerden 671'inde koroner damar hastalıkları görüldü. 339 kişi kalp hastalığından ölürken 6255'i diğer sebeplerden hayatını kaybetti.

Araştırma sonucunda, geniş ailede yaşayan kadınların kalp hastalığına yakalanma riskinin sadece eşiyle yaşayanlara oranla 3 kat fazla olduğu belirlendi. Araştırmaya göre, çocuklarla yaşamak da çocuksuz yaşayanlara oranla bu riski iki kat artırıyor.

Halk sağlığı uzmanı Prof. Hiroyasu İso, geniş ailede yaşamanın kadını kalp hastalığına yatkınlığı artıran sigara, içki gibi alışkanlıklardan uzak tuttuğunun düşünüldüğünü hatırlatarak, ancak "çeşitli aile rollerini üstlenmekten kaynaklanan stresin" kadının bu hastalıklara karşı hassasiyetini önemli ölçüde artırdığını söyledi.

Ofis Havası Çalışan Verimliliğini Etkiliyor


Ofis ortamında çalışanlar üzerine yapılan bir araştırma iç mekândaki havalandırma sistemlerinin, çalışan verimliliği üzerindeki etkisi incelendi.
Bir kez daha birçok bulaşıcı solunum yolu hastalığının düşük havalandırma oranlarında daha fazla görüldüğü ortaya çıktı.
ABD’de 100 ayrı ofiste yapılan araştırmada, temiz hava sağlanamayan ofis ortamlarında hastalık sebebiyle izne ayrılan kişi sayısının diğer ofislerden yüzde 65 daha fazla olduğu ortaya çıktı.
ABD’de 100 ayrı ofiste yapılan araştırmada her bir kişi için 83 metreküp temiz hava (yoğunluk) düşünüldü ve bu havanın yetersiz sağlandığı ofislerdeki hastalık-izin oranları araştırıldı. Hastalık ya da işe gelmeme oranı, bir binada insan başına düşen havalandırma oranı ile bağdaştırılarak geliştirildi.
Havalandırma, filtrasyon olmadan (hava temizleme-filtreleme) ve partikül tortuları arındırılmadan gerçekleştirildiğinde, hastalıklara da davetiye çıkartıyor. İş verimliliğinin düşmesine de neden olan havalandırma bozuklukları, çalışanların sinirli, yorgun ve halsiz olmasına da yol açıyor.
Havalandırma Oranı Ve Performans
Havalandırma oranı ile performans arasındaki ilişkiyi kurabilmek için, mekân çalışmaları yapılmış ve bu çalışmalardan elde edilen verileri kontrollü laboratuvar ortamında toplanmış. ABD’de 100 ayrı ofiste yapılan araştırmada, temiz hava sağlanamayan ofis ortamlarında hastalık sebebiyle izne ayrılan kişi sayısının diğer ofislerden yüzde 65 daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Hissedilen hava kalitesinde değişimler ve iş yerindeki performans değişimleri arasında yüzde 65’lik belirgin bir oran artışı bulunmaktadır.
Ayrıca ısıtma ve soğutma etkisi de çalışan hayatını etkileyen diğer bir faktördür. 26 çalışmadan elde edilen 150 performans değerlendirmesi eş zamanlı olarak sıcaklık ve ölçülen performansı açıklamaktadır. Burada türetilen değerler yükselen sıcaklıkla azalan performansı göstermektedir. Yüzde 100 olan maksimum performans 21.6 °C’de sağlanabiliyorken,  30 °C sıcaklıkta performansın yüzde 20 daha azaldığı araştırma sonuçlarında elde edilmiştir.

Felçlilere yeni umut kaynağı

ABD'deki Duke Üniversitesi'nden uzmanlar tarafından yürütülen araştırmada, maymunların zihin gücünü kullanarak nesneleri algılayabildikleri ve hareketettirebildikleri tespit edildi.

Maymunların beyin dalgaları vasıtasıyla sanal kolları hareket ettirmeyi başardığı araştırmada, deneklerin aynı zamanda dokunma hissini de deneyimlediği, bu başarının ise felçli hastaların nesneleri yakalamasına ve kontrol etmesine yardımcı olacak yöntemler geliştirilmesi açısından oldukça önemli bir gelişme olduğu belirtildi.

Araştırma ekibinden Brezilyalı sinir bilimci Miguel Nicolelis, veriler ışığında, felçli hastaların nesneleri algılamasına ve hissetmesine olanak sağlayacak robotik bir ''dış iskeletin'' geliştirilebileceğini, bu yeniliğin de felçli bir insanı yeniden yürütme hayalini gerçeğe dönüştürebileceğinikaydetti.

Nicolelis, ''Hayvanlarda elde ettiğimiz başarı, bize insanların yakın gelecekte aynı komutları çok daha kolay yerine getirebileceğini gösteriyor,'' dedi.

Nicolelis, araştırma kapsamında geliştirilen teknolojinin, belden aşağısı felçli genç bir sporcunun 2014'te Brezilya'da düzenlenecek FIFA Dünya Kupası'nın açılışına katılımını sağlamak için kullanılacağını da söyledi.

Araştırma, Nature dergisinde yayımlandı.

Şeker hastalığı hızla artıyor

Türkiye Diyabet Epidemiyoloji Araştırma Projesi (TURDEP )’in yapmış olduğu son araştırmalara göre diyabet hastalığı 13 yıl içerisinde iki kat daha arttı. TURDEP’in yapmış olduğu ilk araştırmada şeker hastası yüzde 7.2 iken ikinci araştırmasında 13.7 olduğu açıklandı. Cinsiyete göre diyabet sıklığı ise kadınlarda yüzde 5.75, erkeklerde ise yüzde 3.42 olarak belirlendi. Türkiye’de ulusal düzeyde ölüme neden olan ilk 10 hastalığın yüzde dağılımı incelendiğinde ise, diyabetin yüzde 2.2 ile 8’inci sırada yer aldığı görüldü. Şeker hastalığı dünyada ve Türkiye’de alınan tüm önlemlere rağmen hızlı bir şekilde artıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) diyabetin her yıl küresel ölçekte gerçekleşen tüm ölümlerin %5'inin nedeni olduğunu, diyabeti olan insanların %80'inin düşük veya orta gelirli ülkelerde yaşıyor olduklarını belirtti. DSÖ tahminlerine göre, acil olarak faaliyete geçilmezse gelecek 10 yılda diyabet kaynaklı ölümlerin yüzde 50 oranında artması bekleniyor.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç.Dr. Mustafa Kulaksızoğlu ortaya çıkan yüzde 13.7 araştırma sonucunun normalde 2025-2030 yılına projeksiyon yapılarak beklenilen bir oran olduğunu söyledi. Beklenilenin aksine 10 yılda şeker hastalığının hızlı bir artış gösterdiğini söyleyen Kulaksızoğlu, “Şeker hastalığı alınan tüm önlemlere rağmen artan bir hastalıktır. Bu hastalığın nedeni kan şekerindeki yüksekliğe bağlı glikoz metabolizmasında yağ metabolizmasında gerçekleşen bozulmalardır. Yani metabolik bir hastalıktır. Kan şekeri yükseldiği zaman tüm vücut etkileniyor” dedi.
ŞEKER HASTALIĞI
NEDEN ÖNEMLİ?
Şeker hastalığının komplikasyonları olduğunu belirten Kulaksızoğlu bunları makramasküler ve mikramasküler olarak açıkladı. Mustafa Kulaksızoğlu, “Mikromasküler  göğüs, böbrek ve sinirlerde oluşan  hastalıklardır. Kazalara bağlı olmayan ayak kesilmelerin en sık sebebi ise şeker hastalığıdır. Şekerle beraber kalp hastalığı kalp krizleri ve felçler çok ciddi oranda artıyor. Şeker yükseldiği zaman tüm vücut etkileniyor. Hem küçük damarda hem de büyük damarda hasara yol açıyor. Bu damarlar da vücudumuzun her yerinde olduğu için vücudumuzu her şeyini etkiliyor. Önlenebilir körlüklerin birinci sebebi de tansiyonla beraber şeker hastalığıdır. Bu açılardan bakıldığında vücudumuzda çok ciddi hasarlara yol açan şeker hastalığını öncelikli olarak önlemek gerek” dedi.
ŞEKER HASTALIĞI İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER
Oturup yemek yemek için zaman harcamak istemeyen insanların hızlı tükettikleri besinler sağlıksız beslenmeyle birlikte şeker hastalığı ve başka hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Bol kalorili ürünler vücuda alındığı zaman buna paralel hareketin de azaltıldığını ve buna bağlı olarak obezitenin arttığını belirten Yrd. Doç. Dr. Kulaksızoğlu, “Şeker hastalığını önlemenin en önemli yolu obeziteyi azaltmaktır. Obeziteyle beraber erişkin tip dediğimiz tip 2 denilen diyabetin görülme riskini arttırıyor. ‘Tip 2 diyabet 40 yaş ve üzerindeki kişilerde görülen yaşa bağlı, hastanın kilosuna bağlı diyabettir. Tip1 denilen diyabet ise erken yaşta bebeklik yaşlarda da oluşabilen insülinsiz yaşayamayan hastalardır” diye konuştu.
Şeker hastalığında artış görülmeye başlandığı bu dönemlerde doktorlar tip1 olması gereken hastalara artık tip 2 teşhisinde bulunuyor. Mustafa Kulaksızoğlu, “Şimdilerde biz tıp öğrencilerine tip 2 diyabet için 30’lu yaşlarda çıkmaya başlar diye anlatıyoruz. Bu işin çocuk endokrine kısmı da var. Çocuk endokrin hocaları 15’li yaşlarda bile tip 2 diyabetin ortaya çıktığını söylüyor. Bunun nedeni ise sedanter hareketsiz yaşam, gereksiz kaloriyi vücuda bindirmek, yağlı yiyecekleri tüketmektir. Fast-food denilen yiyecekler sadece bilindiği üzere hamburgerler değildir. Etli ekmek de bir noktada üzerine katı yağ sürüldüğünde fast-food yani hızlı tüketilen bir besin maddesidir” ifadelerini kullandı.
ŞEKER HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
Şeker hastalığının sanıldığı gibi her zaman belirtiler göstermeyeceğini söyleyen Kulaksızoğlu ‘Hastalarda ağız kuruluğu olmayabilir sık sık idrara çıkma durumu da görülmeyebilir. Şeker hastalığında hastanın şekeri bazen 180 ve 200 üstüne çıkmadan durumundan şikâyetçi olmayabilir. Bu yüzden şekeri çok iyi tanımak, risk gruplarını bilmek gerek. Ailede şeker hastası olan, gebeliğinde iri bebek doğurma hikâyesi olanlar, kilo sorunu olanlarda şeker hastalığı görülme riski vardır dedi.’Erken tanı çoğu hastalıklarda önemli olduğu gibi şeker hastalığının tedavisinde oldukça önemli olduğunu belirten Mustafa Kulaksız oğlu şunları söyledi: ‘Erken tanı şeker hastalığının tedavisinde oldukça önemlidir. Şeker hastalığının ilerlemesini engellenebilir ya da ilerleyecekse de bu ara uzatılabilir.  Daha erken teşhis konulan hastalar kilolu ise ve bu kiloları vererek yeme alışkanlığını düzenlerse şeker hastalığı geçebilir ama bu düşük bir durumdur. Genel olarak şeker hastalığının kesin bir tedavisi yok. Tedavilerle şeker normal seviyede tutuluyor. Hastalar şeker hastalığıyla yaşamayı öğrenmeliler.
HASTALAR NELERE DİKKAT EDECEK
Hastaların yapması geren en önemli şeyin yaşam şekillerini değiştirmek olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kulaksızoğlu, “Hastalar beslenmelerini yeme alışkanlıklarını hareketlerini değiştirecekler. Böyle olduğunda şeker hastalığı çok kolay çok basit bir hastalıktır” dedi. Hastaların nasıl beslenmesi gerektiğini de söyleyen Kulaksızoğlu, “Şeker hastaları her şeyi yiyebilir ama her şeyi kontrollü yemek zorundalar. Basit karbonhidratlı besinlerden uzak duracaklar. Şeker hastalığı kontrolsüz giderse uzun dönemde bir takım komplikasyonlar gelişir. Şekerin yüksek gitmesinin sonucunda göz dibinde kanama olur ve görme kaybıyla birlikte körlükler gerçekleşir. Ayrıca vücutta oluşan yaraların iyileşmesinde de sorunlar çıkar. Türkiye’de trafik kazaları dışında en çok ayağını kaybeden insanların şeker hastası olduğunu unutmamak gerekir” diyerek hastalığın ciddiyetine dikkat çekti